Tıbb-ı Nebevi Yazıları 2

Tıbb-ı Nebevi Nedir ?

Allah Resûlü, bir taraftan kalp ve gönüllerin tabibi olma vazifesini eda ederken, diğer taraftan da cismaniyete ait hususlarda adeta tabiplik yapıyor ve çevresindeki insanları hem maddi hem de manevi hastalıklardan koruyabilecek tedbirleri alıyordu.

Hz. Peygamber (sav)’in tıbba dair hadisleri, tabib gözü ile ele alınırsa, bir bölümünün genel tıp konularına, fakat pek çoğunun koruyucu hekimliğe, bir kısmının da tedavi edici hekimliğe ait ilaç tariflerinden ibaret olduğu görülür.

Bunlar tıbbî tavsiye, öğüt ve reçeteler de olarak özetlenebilir. Bu hadisler bugünkü tıbbi telakkilerimize uygunluk göstermesinden başka, Arap yarımadasındaki tıbbi uygulamaları düzeltmek ve tababete ilmi bir hüviyet kazandırmak gibi önemli bir rol oynamış ve Orta Çağ’a hakim olan bir İslâm tababetinin doğmasına sebep olmuştur.

Benzeri biçimde asrımızda da tababet alanında hakikaten bir sıkışmışlık-tıkanmışlık var. Bu yeni de değil. Son 50 yılın problemi. Brain Inglıs tarafından kaleme alınan “Tıbbın Hastalığı” isimli kitabı okuyanlarınız mutlaka hatırlayacaktır.

Doğru diye bilinen nice yanlışlar yıllarca hekimler tarafından şifa olarak sunulmuş ve hatta bunlar nice prestijli dergilerde takdim edilmişti. Böylesi bir ortamda elbette inanan bir hekim olarak şunu çok rahatlıkla iddia edebilirizki; “Vahiy kanalıyla kendisine bildirilen Hz.Peygamber Efendimiz’in elbette bu konuda söyleyeceği doğrular olacaktır”.

İspatın veya kanıtın bilim olarak kabul edildiği dünyamızda ise bilim adamı olarak bizlere düşen bu doğruları ortaya koyacak analizler yapmak olacaktır. Başka bir ifadesiyle vazifemiz hadis kitaplarından veya aktarların elinden alıp laboratuvar ortamında bilimin süzgecinden geçirerek insanlığın hizmetine sunmaktır.

Tıbb-ı Nebevi Kavramı

Bir kavramı tanımlamak işin esasıdır. Öncelikle Tıbb-ı Nebevi kavramını tanımlamaya ve yazımı bu çerçevede şekillendirmeye çalışacağım.

Değişik kaynakları açıp baktığınızda “Peygamber Efendimiz (sav) tarafından bize bildirilen veya yapılarak gösterilen sağlıkla ilgili öğretilerin bütünüdür” muhtevasında bir tanımlama yapabilirsiniz.

Geçmiş kaynaklarda bahsi geçen öğretilerin ya Rabbin öğretmesi (vahiy yoluyla geldiği), ya bizatihi tecrübe yoluyla elde edildiği veya o zamanki toplumda uygulanan bazı uygulamaların doğru ve yanlış olanlarının gösterilmesi şeklinde 3 farklı kaynaktan ortaya çıktığı anlatılmaktadır.

Daha önceki toplumlarda var olan ve geçmişi MÖ 1500’lere Eski Mısırlara ulaşan hacamat gibi bir takım uygulamaların yapılması tavsiye edilirken; dağlama gibi bir takım uygulamalar ise yasaklanmıştır.

Yalnızca sağlıkla uygulamalar değil bu uygulamaların nasıl olacağına dair de önerilerde de bulunmuştur. “Kim bilgisi olmadığı halde hekimlik yapmaya kalkışırsa, sebeb olacağı zararı öder.” (Ebu Davud, Diyat 23; Nesai, Kasame 41; İbni Mace, Tıb 16) ifadeleriyle işin ehline bırakılmasını tavsiye etmiştir.

Yıllardır uygulamalar (hacamat yaptırma, dağlama gibi) daha dikkati çekerken ve popüler olurken aslında gerçek öğretiler, O’na ve O’nun muallimliğine ait öğretiler gözden kaçmıştır. O (sav), söylemleri ve uygulamaları ile bize bir muallim olmuştur.

Bu bölümde bir kaç tespitle meseleyi izah etmeye çalışacağım.

1.Sağlık

Sadece hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil kişinin bedenen ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sağlığı, “sadece hastalıklardan ve mikroplardan korunma değil, bir bütün olarak fizikiruhi ve sosyal açıdan iyi olma hali” olarak açıklar.

Diğer taraftan Peygamberimiz’in (sav) de benzer ifadelerini görüyoruz; “insanın hem ruhen hem de ceseden varlığı olduğu ve bu ikisinin birden sağlıklı olmasının insanın sağlıklı olduğu anlamına geldiğini” söylüyor.

O zaman diyorsun ki Hz. Muhammed (sav) yıllar evvel dile getirmiş zaten. Bunlar bizi cezbeden şeylerdir.

2. “Ölüm ve ihtiyarlık dışında her şeyin çaresi vardır.” 

Zikredilen ve bu mealdeki hadis-i şerifler  belki de tıbbın sıkışmışlığına ve tıkanmışlığına çare olacak bir canlanma vesilesidir. Bir ümit kaynağıdır.

Bu hadis, öte yanan O’nun (s.a.) bir mucizesi olup vahiy vasıtasıyla konuştuğuna önemli bir delil teşkil etmektedir.

Çok saygın bir bilim dergisi olan Cell Stem Cell dergisinde yayımlanmış bir makalede yaşlı T hücrelerinin gençleştirilmesi ve üretilen yeni hücrelerin aktif immünizasyonda kullanılması mümkün gibi görülmekle birlikte halen apopitoz veya kanser hücresine dönüşüm gibi iki sonlanım noktasının halen aşılamadığı ifade edilmektedir.

Yani hücre yaşlanmasının ve ölümünün halen bir çaresi yoktur.

(Joseph G. Crompton, David Clever, Raul Vizcardo, Mahendra Rao, Nicholas P. Restifo. Reprogramming antitumor immunityTrends in Immunology, Volume 35, Issue 4, April 2014, Pages 178-185. / Toshinobu Nishimura, Shin Kaneko, Ai Kawana-Tachikawa,  et al. Generation of Rejuvenated Antigen-Specific T Cells by Reprogramming to Pluripotency and RedifferentiationCell Stem Cell, Volume 12, Issue 1, 3 January 2013, Pages 114-126.)

3. Misvak diş temizliğinde kullanılan bir çeşit tabii diş fırçasıdır.

Arabistan’da bulunan erak ağacının dalından, bir karış uzunlukta kesilen parçalar fırça olarak kullanılır. Erak dalı bulunmazsa, zeytin veya başka dallardan da olabilir. 

Diş çürümesini önlemek için misvak kullanmak, bütün diş macunlarından daha faydalı olduğu gerçeği ansiklopedilere kadar girmiş ve teyit edilmiştir.

Larousse Illustre Medica isimli Fransa’nın kıymetli tıp kitabı, ağız temizliği hususunda şunları yazıyor:

Bütün diş macunları, tozları ve suları, dişlere zarar verir. En iyi temizleme vasıtası sert bir fırçadır. Önce dişleri kanatırsa da korkmamalıdır. Diş etlerini kuvvetlendirir ve daha sonra kanama görülmez”.

Bu tarife uyan en iyi diş temizliği yöntemi misvak kullanmaktır.

Ana Britanica Ansiklopedisi’nin 16. cildinde ise misvak şu şekilde geçiyor: “Bitkinin bol lifli dalları yetiştiği yörelerde diş fırçası yerine kullanılır.

Misvak adı verilen bu dalların temizleyici etkisi liflerin sürtünmesinden olduğu kadar bileşiminde bulunan antiseptik ve temizleyici özellikteki maddelerden de kaynaklanır.

Misvağın temizleme fonksiyonu hem fiziksel hem de kimyasal yolladır.

Son yıllarda bu konuda o kadar çok bilimsel makale yayımlandı ki felç geçiren hastaların ağız ve diş sağlıklarına dikkat etmedikleri, çok sayıda çürükleri olduğunu tespit edildi.

Alzheimer ve Parkinson hastaları üzerine yapılan çalışmalarda da bu hastaların ağız temizliğine dikkat etmedikleri ve diş sağlıklarının iyi olmadığı görüldü. Biz de kendi kurumumuzda benzeri bir çalışma yaptık.

Felç geçiren hastalarla felç geçirmeyen hastaların ağız ve hijyenlerine baktık ve şunu gördük: felç geçiren hastaların ağız temizliği ve ağızlarındaki diş çürüğü sayısı geçirmeyen aynı yaş grubundaki ihtiyarlara kıyasla çok kötüydü.

Bu veriler, çok basit görünen ağız ve diş sağlığını organize etmenin yıllar sonra ortaya çıkacak yaşlılık dönemi hastalıklarını hatta kalp ve beyin krizlerini önleyeceği tezini desteklemekteydi.

Peygamber Efendimiz’in (sav) misvak ve diş bakımıyla ilgili hadisleri hepimizce bilinmektedir.

Değişik zamanlarda maddi manevi çok sayıda faydası ifade edilen misvak ile ilgili olarak Peygamber Efendimiz (sav), misvakta on güzellik olduğunu beyan etmektedir:

Misvakta On Güzellik

1-Ağıza hoş bir tat verir,

2-Diş etlerini pekiştirir,

3-Gözü parlatır,

4-Diş çürümesini durdurur,

5-Balgamı giderir,

6-Sünnete uygundur,

7-Merakları ferahlatır,

8-Sevapları arttırır,

9-Mide faaliyetlerini düzenler,

10-Rabbi hoşnut eder. [Ebu Nuayim]

Öte yandan Peygamberimiz’in (sav) son saatlerini hatırlar mısınız ?

Hasta olduğu o çok sıkıntılı günlerde kendine geldiği an misvak isteyip dişlerini temizlediği gerçeği hiç dikkatinizi çekti mi? 

Evet, O’nun (sav) ağız temizliğine ne kadar dikkat ettiğini her yerde anlatırız ama her ne hikmet ise  Türkiye, yıllık kişi başı diş macunu tüketimi konusunda gelişmiş ülkelerin çok gerisindedir (Türk Diş Birliği’nin 2015  raporuna göre Türkiye için 65-110 ml olan bu rakam gelişmiş ülkeler için 300-485 ml aralığındadır).

Bunların yanında ağız temizliği için diş fırçası kadar önemli olan diş ipi ve ağız bakım suyu kullanımı da ülkemizde yok denecek kadar azdır. Bu malzemeler ise her 100 evden sadece 2’sine girmektedir.

Korkunç bir rakam daha; “Türkiye’de günde 2 kez düzenli diş fırçalayan kişi oran yüzde 15’dir.”

Tüm bu utanç verici rakamlar, her alanda olduğu gibi sağlık alanında da “ümmet” ifadesinin yalnızca hamaset için kullanıldığı gerçeğinin yansımasıdır.

Bilimsel arama motorlarına girdiğinizde diş bakımı ve hastalıklar ilişkisi üzerine on binlerce makaleye (bunların çoğu gayri müslümlerce yapılmış araştırmalardır) rastlamanız mümkün.

Ama yalnızca miswak veya Salvadora persicadiye aradığınızda yalnızca 88 adet makaleyle karşılaşırsınız.

Bu da müslümanların Peygamber Efendimiz’in (sav) bize tavsiye ettiği misvak öğretisi ile ilişkili olarak daha araştıracağımız çok şeyler olduğunu ortaya koymaktadır.

4. Hijyen ve Temizlik

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından; hijyen eğitimi ve el yıkamanın geliştirilmesinin, diyare  ve hatta üst solunum yolu enfeksiyonları olgularının %45’e kadar azaltılmasını sağlayabilen basit, etkin ve maliyeti düşük uygulamalar olduğu belirtilmektedir (DSÖ, 2011 / Rabie, 2006).

Bir örnek daha verecek olursak, “kişiler günde 1 defa yüzlerini yıkasalar 9 milyon trahom hastası olmayacaktır”.

İslam dininde de “temizliğin imandan” olduğu hakikatı Peygamberimiz (sav)’in uygulamalarında da apaçık görülmektedir.

Günde 5 defa su ile abdest alma şartı, yemek öncesi ve sonrası davranış önerileri, tuvalet sonrası temizlik önerileri hep bu bağlamda ele alınabilir.

Sonuçlar diş hijyeni kadar kötü olmasa da bu konuda da maalesef ihanet içinde olan bir ümmetiz.

Tuvaletten sonra elini sabunla yıkayan ülkeler sıralamasında Bosna Hersek ve Moldova yüzde 94 ile birinciliği paylaşırken bu oran  Türkiye için yüzde 85 olarak belirlendi (Gallup International, 2015).

El yıkama alışkanlığı tutum ve davranışları ile bunların bazı sosyoekonomik değişkenlerle ilişkisini saptanması için yapılmış bir çalışmanın (Türkiye El Yıkama Araştırması – TEYA,2015) sonuçları da hayli ilginç.

El yıkama davranışı ile ilgili dezavantajlı gruplar adolesan yaş grubu, erkekler, kırsal alanda yaşayanlar ve düşük eğitim grupları olarak saptanmıştır.

TEYA SONUÇLARI

Görüşülenlerin %61,6’sı ellerini günde 10 kezden fazla, %26,9’u 6-10 kez, %10,4’ü 3-5 kez ve %1,0’ı 1-2 kez yıkadıklarını belirtmişlerdir. Ellerini 10 kezden fazla yıkayanların sıklıkları erkeklerde %47,9, kadınlarda %69,5; kırsal alanda %60,8, kentsel alanda %62,1’dir.

Daima ellerin yıkandığı belirtilen durumlar içinde; tuvaletten sonra (%91,1), sabah kalkınca (%85,7), çöplere dokunduktan sonra (%83,5), burnunu temizledikten sonra (%83,1) ellerini yıkama sıklık sırasına göre ilk sıralarda yer almaktadır.

Yemeklerden önce daima ellerini  yıkayanların sıklığı ülke genelinde %61,1 iken, kırsal alanda %59,0, kentsel alanda %62,4’tür.

Su ve besinlerle bulaşan hastalıkların yayılmasının engellenmesinde eşik öneme sahip olan yemeklerden önce ellerini yıkama (yemeklerden önce daima ellerini yıkama sıklığı % 61,1) , geliştirilmesi gereken bir sağlık davranışı olarak öne çıkmaktadır.

Sonuç olarak, “sağlık insanla kainat arasındaki mükemmel bir ilişkinin tezahürüdür” ve günlük hayata ait önerilen şeylerin biz insana ne için emredildiğini bilim ilerledikçe çok daha rahat görebiliyoruz.

Ama biz bu olayın neresindeyiz ? Yalnızca ağız ve diş sağlığı konusundaki davranışlarımız dahi sünnetle olan rabıtamızı ortaya koymaya yetecektir. Bu konuyu basit bir özür ve iç muhasebe olarak görmeyin çünkü ortada bir sünnetin terki vardır.

Bu yazılarımda inanan bir insan olarak Peygamber Efendimiz’in ve Kuran’ın öğretilerini, bir bilim adamı olarak ta asrımızdaki gelişmeleri aynı potada değerlendirmeye çalışacağım. İnşallah bu çalışmalar, tıbbın önünü açacaktır.

Copyright© to Prof. Dr. Abdulkadir Koçer

By | 2018-02-01T22:54:03+00:00 Aralık 14th, 2017|Blog, Genel|Yorum yok

Siz de fikrinizi belirtin